Nora’nın Denemeleri: Fazlalıktan Doğan Boşluk, Tükenmişlik ve Korkular

Hâlâ 2025’teyiz. Buna rağmen az önce “21 Aralık 2026” yazdığımı fark ettim. Dilim, benden biraz daha hızlı davrandı sanki. Bazen oluyor bu; insanın içi, takvimin gösterdiği tarihten önce yaşlanıyor. Belki de bu yüzden, bu metnin bir gün kitap olup olmayacağı çok da umurumda değil. Belki hiç çıkmayacak. Belki sadece bir bölüm olarak, bir yerde, bir an yakalanıp paylaşılacak. Çünkü içimde sisteme karşı biriken şeyler var. Adını koymaya kalkınca daha da ağırlaşan, taşımayı zorlaştıran türden. Ama ben bunu bir savaş metni diye yazmıyorum. Ben bunu, içimdeki boşlukla aynı odada kalabilmek için yazıyorum. Boşluk hâlâ orada. Kısalmadı. Sadece bazen sesini kısıyor, ben de “geçti” sanıyorum.
Bugün televizyonu açtım. Normalde yapmam. Televizyon bana, kalabalık bir caddenin gürültüsünü evin içine taşıyan bir pencere gibi geliyor. Ama bugün, belki farklı bir şey yaparsam mutlu olurum sandım. Ekranda magazin haberleri “kafa dağıtmalık” denilen şeyler vardı. Ama kafa dağıtmalık değildi. Bir anne… Bir cinayet… Yaşlı bir öğretmene yapılan zorbalık… Sevdiği insanı itip kakan biri… Cümleleri duydum, görüntüleri gördüm ve içimden sadece şu geçti: Nereye gidiyoruz? Kötülük gerçekten gücü eline mi aldı, yoksa bu, ışığın eşiğinde yok olmamak için yapılan son taşkınlık mı? Bazen karanlığı bir çağrı gibi okumak istiyorum. Bazen de sadece korkuyorum. Çünkü korku, olan biteni anlamlandırmaya çalışırken fazlasıyla yaratıcı olabiliyor.
Bazen her şey anlamsız geliyor. Kendimi bile ikna etmeyen bir cümle gibi ama gerçek. Evet, sosyalleşmek iyi geliyor. Sahneye çıkıyorum, şarkı söylüyorum. Tiyatroda yine sahnedeyim. Latin dansları, kitesurf… Yoga, fitness, pilates, spinning, meditasyon, nefes… Hepsinin eğitmeniyim. İnsanlar “vay be” diyor. “Gezginsin.” “Tayland’da yaşıyorsun.” “Ne çok şey yapmışsın.” Spor ve sanatın her dalında var gibiyim. Sürekli hareket hâlindeyim. Sanki uçuyorum. Ama uçmak, bazen yalnızlığın daha sofistike bir hâli. Yukarı çıktıkça sesler azalıyor. Alkış da azalıyor. İnsan kendi içine daha net düşüyor.
Terzi kendi söküğünü dikemiyor işte. Bunu söylemek bile içimi acıtıyor. Çünkü başkalarına “dönüşüm” dediğim şeyin dilini biliyorum. Ama bilmek başka, yaşamak başka. Bazen kendi hayatımda, en çok bildiğim yerlerde bile kayboluyorum. Ve kaybolduğumda şunu fark ediyorum: Asıl yoran, kaybolmak değil. “Kaybolmamam gerekiyordu” diye kendime kızmak.
Gece rüya gördüm. Ayak topuğumda bir yarık vardı ve o yarıktan yüzlerce kurt çıkıyordu. Hepsi çıksın istedim. İçimde kurt kalmasın. İğrenerek çıkarmaya çalıştım. “Ya içimde kalırsa?” diye düşündüm. Uyanınca bir süre topuğuma baktım. Sanki rüya, bana bir şey anlatmıyordu da bir şeyi hatırlatıyordu: İçimdeki rahatsızlığı dışarı atma isteğimi. Çirkin olanı, utandıranı, “bende olmaması gereken”i söküp çıkarma hırsımı. İnsan bazen rüyasında, kendine karşı daha dürüst oluyor.
Bugün biraz daha iyiyim. Düne göre. Beni artık beslemeyen, büyütmeyen şeyleri bıraktım. Daha özgür hissediyorum. Garip bir serinlik var içimde. Hatta buz gibi. Hiçbir şey hissetmiyorum. Bu hissizlik bir zafer gibi değil. Daha çok bir kapanış gibi.

Boşluk hissi de böyle. Bir şeylerin eksikliği değil bu. Hayatımda eksik olan çok az şey var. İnsanlar var, üretim var, hareket var. Ama boşluk bazen fazlalıktan doğuyor. Çok yapan, çok taşıyan, çok hisseden insanların yorgunluğu bu. Kimsenin fark etmediği bir yorgunluk. Çünkü dışarıdan bakınca her şey çalışıyor. Makine çalışıyor. Ben çalışıyorum. Ama içimde bir yer, “bir dakika” demek istiyor. Ve o cümleyi söyleyemediği her gün, biraz daha susuyor.
Tükenmişlik ateşle gelmiyor. Soğukla geliyor. Bir patlama yok. Bir çöküş yok. Sadece yavaş yavaş hissizleşme var. Bir sabah uyanıyorsun ve eskiden seni heyecanlandıran şeylerin sesi biraz kısılmış oluyor. Sahne hâlâ sahne. Alkış hâlâ alkış. Ama içimde yankılanmıyor. Bu, mutlu değilim demek değil. Bu, her şeye yetişiyorum ama kendime yetişemiyorum demek.
Yalnızlık da tam burada başlıyor. Kalabalığın ortasında. İnsanların “ne kadar güçlüsün” dediği yerde. Yalnızlık kimsesizlik değil. Yalnızlık, kimsenin senin iç hızını fark etmemesi. Ben hızlıyım. Hızlı düşünüyorum, hızlı hareket ediyorum, hızlı adapte oluyorum. Ama ruhumun hızı aynı değil. Bu fark açıldıkça, içimde bir değersizlik sesi beliriyor. Kimse söylemiyor bunu bana. Ben kendime söylüyorum. “Bu kadar şey yapıyorsun ama yetmiyor.” Yetmiyor çünkü mesele yetmek değilmiş. Mesele durabilmekmiş.
Korkularımın çoğu gelecekle ilgili değil. Daha çok bir tekrar korkusu. Aynı döngüye yeniden girmek. Aynı insan tipini başka bir yüzle karşıma almak. Aynı tükenmişliği başka bir şehirde, başka bir sahnede yaşamak. Bu yüzden bazen yeni olan şeyler bile beni sevindirmiyor. İçimde bir yer “ya bu da aynıysa” diye fısıldıyor. O ses dramatik değil. Sakin. Ama inatçı.
Rüyalarımdaki kurtlar da buraya bağlanıyor. Dışarıdan gelen bir tehdit değiller. İçeride biriken, adını koymadığım, temizleyemediğim şeyler. Güçlü olmam gereken yerde yuttuğum duygular. Anladım ki ben çoğu zaman iyileştirmek için değil, idare etmek için güçlenmişim. Ve idare etmek, bir süre sonra insanın içini kemiriyor. Sessizce. Kimse fark etmeden.
Bütün bunların ortasında ayrılık geliyor. Bir şey bitiyor ve ben üzülmüyorum. Bu da ayrı bir korku. Çünkü üzülmemek bazen sağlıklı bir kapanış değil; bazen geç kalmış bir uyanış. Hissizlik her zaman güç değil. Ama bazen bedenin “buraya kadar” deme şekli. Benimki galiba ikincisi. Beslenmediğim yerde kalmamayı öğreniyorum. Bu bir zafer değil. Bir olgunluk da değil. Sadece bir fark ediş.
Artık şunu kabul ediyorum: Boşluk hissini yok etmek zorunda değilim. Onu anlamak zorundayım. Çünkü o boşluk bana yanlış yolda olduğumu değil, çok uzun süredir aynı hızda koştuğumu söylüyor. Korkularım bana zayıf olduğumu değil, dikkat etmem gerektiğini fısıldıyor. Tükenmişlik tembellik değil. Sınır ihlali. Kendi sınırlarımın.
Şimdi kendime daha az söz veriyorum. Daha az plan yapıyorum. Daha az “iyi olmalıyım” diyorum. Bu bir geri çekilme değil. İçeri doğru atılmış küçük bir adım. Ve belki de ilk kez, yetişmem gereken yerin hayat değil, kendim olduğunu fark ediyorum.

Artık şunu istiyorum.Ne alkış, ne kalabalık, ne büyük iddialar.Beni gerçekten seven, destekleyen, büyüten insanlara vermek istiyorum.Ve onlardan almak.Düzgünce.Sessizce.Hesapsız ama tek taraflı da değil.Bilgimi paylaşmak istiyorum.Ama birini ikna etmek için değil.Bir şeyi “ben biliyorum” demek için hiç değil.İşe yaradığı yerde.Gerçekten dokunduğu yerde.Birinin hayatında küçük ama net bir iz bıraktığında.Uzun zamandır fark ediyorum:Ben anlatırken değil, biri beni dinlerken iyiyim.Ama gerçekten dinlerken.Sözümü kesmeden.Anlamaya çalışarak.Savunmaya geçmeden.Ben, kendimi büyütürken başkasını da büyütmek istiyorum.Ama bu kez tükenerek değil.Bu kez karşılık bularak.Artık herkese akmak istemiyorum.Her kapıyı çalmak istemiyorum.Beni görmeyen yerlerde daha fazla kalmak istemiyorum.Beni seven, beni duyan, beni çoğaltan insanlar…Onlarla olmak istiyorum. Bilgim yük değil. Deneyimim bir vitrin değil. Yaşadıklarım bir gösteri hiç değil. Ben sadece şunu istiyorum: Olduğum hâlimle işe yaramak. Birilerinin hayatında sessizce yer etmek. Ve karşılığında, yalnız hissetmemek. Belki de ihtiyacım olan tek şey bu. Daha fazla değil. Daha büyük hiç değil. Sadece gerçek, huzur ve mutluluk (Sağlıkla aşkla uyan)

Nora Canan Yıldırım

Koh Phangan Tayland Kendini Yeniden Keşfetmenin ve Şifalanmanın Adası

Koh Phangan Şifa Yolculuğu. Online depresyon ve bağımlılık tedavisi, yoga, meditasyon, nefes inzivası
Koh Phangan Şifa Yolculuğu. Online depresyon ve bağımlılık tedavisi, yoga, meditasyon, nefes inzivası

Koh phangan öyle bir yerdir ki kötü yola saparsaniz sizi yerden yere vurur duvardan duvara çarpar ta ki siz anlayana kadar. Anladığınızda ise sizi büyük bir aşkla kucaklar. Öyle bir sevgi öyle bir aşk hissedersiniz ki motorsikletiniz ile coconut ağaçlarının arasından giderken adeta sarhoş olursunuz hic içmemenize rağmen. Bu yaratılmış ve var olan her şey için hayranlık, şükran, aşk, ve daha ifade edemediğim bir çok duyguyu aynı anda yaşarsınız ve gozyaşlariniza hakim olamazsınız. Durduk yere Hem güler hem ağlarsınız mutluluktan hayranlıktan şükrandan. Acaba delirdim mi dersiniz. Ama hayır bu gerçek dünyaya açılan kapı. Şu andaki rüyanın farkına varmanı sağlayan araç. Teşekkür edersiniz. Bu duyguları daha önce hiç bir yerde hissetmemiş olabilirsiniz. Çünkü bu ada sizi içine çeker, bu ada size öğretir kendinizi bulmayı, tüm acılarınızı unutmayı, yeniden bir hayata başlamayı. Bu ada sizi içine alır sevgiyle aşkla hicbirseyiniz olmasa bile, bu ada size yeni bir hayat verir. Ve öyle duygular hissedersiniz ki, biraz utangaç biraz, inanılmaz ve çokça ama çokça aşk. Çokça yaratana bağ, huzur, mutluluk. Burada en ağır bagimlilar bir zaman sonra en büyük iyilestiriciler olurlar. Çünkü onlar acının içinden geçmiş ve yaşananları yaşamışlardır. Seni anlarlar o yollardan onlar belki daha ağır geçti bu yüzden şimdi en iyi iyileştirici oldular. En ağır aşk acıları çekenleri en iyi ilişki koçu yapar bu ada. Bu ada depresyon ve acıları alır ve iyileşmeyi sağlayacak ilacı yapar. Burada işin bittiğinde bunu hemen anlarasın. Bulman gereken fikri, aşkı veya işi bulursun. Ama kafan hala karışırsa, kutsal aracı kullanarak meditasyon yapıp kendine sorular sorar ve yolunu çizebilirsin. Bu araçla tanisabilirsin. Kendine yolculuk için sana seramoninde yardım ederiz. Çünkü biz birbirimizi biliriz, hepimiz biriz. Sen de bunu bir gün anlayacaksın ve o gün acı diye bir şey kalmayacak. Daha fazla bilgi almak istersen iletişime geçebilir. Seramoni ve meditasyonlarımıza katılarak sen de yolunu tekrar bulabilirsin. Ve söz veriyorum onu bulacaksın. Bugüne kadar bulamayan olmadı. Bu ada sihirli. Zemini kristal, havası aşk solumani sağlar ve tüm insanlığa Olan inancın yeniden canlanır Çünkü Burada özü bulursun. Hele her şeyi birakmaya ve yeniden başlamaya hazirsan, iyi niyetliysen, kendinin ve butunun hayrını istiyorsan ada sana sunar tüm süprizlerini. Inanamazsın başta tesadüf dersin, ruya bu dersin ama mithyadaki, matrixteki gerçektir bu. Onlar ne kadar gercekse, o kadar gerçektir bu. Haydi sen de katıl bir yol var. Belki birden fazla ama sen kör olmuştun. Şimdi aç gözlerini ve gör beni. Çünkü ben senim. En yüksek benliğin en yüce kaynaktan gelen özüm ben. Aşkım, huzurum ben, sağlığım ben, ben seni sen yapan her şeyim. Bul beni, yaşa beni, katıl bana ve kucakla tüm geleni sevgiyle aşkla. İzin ver aksın hayat önünde, düşünme nasıl diye. Olacak güven evrene en yüksek benliğine. Ve her şeye izin verdiğinde tüm iyiliklere iyi niyetle, kabul ettiğinde gelecek yardımları, göreceksin her şey bambaşka olacak. Açılacak tüm kapılar bir anda içeride ve dışarıda. O zaman uyanacaksın rüyadan ve öğreneceksin seçim yapmayi. Bu sefer kazanacağız. Bu deneyimde veya bir sonrakinde ama eninde sonunda biz olacağız. Çünkü biz o’yuz başka bir şey beklenemez nihai mutluluk, huzur ve hosnutluk hali anandadan başka. Ve burada yapman gereken tek şey şu an öğrenmeye başlamak seçim yapmayı. Seçimler ve sonuçlar. Her şey hayatta seçimlerle ilgilidir. Seçim yapmazsan bile seçmiş olursun seçim yapmamayı. O halde bu hayattaki ilk gorevin kalbinin seni götürdüğü yere gitmek. Burada dikkat edilecek bir şey var. Zihninin götürdüğü yere değil kalbinin götürdüğü yere gitmek. Çünkü zihnin sadece ister ister. Onun korkulari, onun telaşları onun yanilgilari olabilir o hep ister ama kalbin… O başka o bambaşka. O ihtiyaç duyar. Gerçekten ihtiyacın olana git zihninin oyunlarına kanmadan. Bu bilgilere sahipsin zaten ben sadece hatırlatıyorum. Şimdi uyan ve gör beni, uyan ve duy sesimi. Ben senim sen de ben. Bul beni ve daha derinlere gitmeye hazırsan katıl bana

18. YOGA SUTRA, REENKARNASYON, YENİDEN DOĞUŞ, KARMA, SAMSKARA VE VASANALAR

Herkese merhabalar,

Balçova Terapi Ormanında yoga, meditasyon ve nefes çalışmalarıyla haftaya güzel başlayın.
Balçova Terapi Ormanında yoga, meditasyon ve nefes çalışmalarıyla haftaya güzel başlayın.

Biz bu haftasonunu Balçova Terapi Ormanında Trekking, yoga ve bol bol meditasyon yaparak geçirdik. Umarım siz de huzur dolu bir haftasonu geçirmişsinizdir. Kendinizden ve çevrenizden kötü enerjili insanları uzak tutmayı ve akışta kalmayı ihmal etmeyin. Unutmayın kötü düşünceler ve eylemler sahiplerini bulur.

Sutramıza dönecek olursak. Bu sutrada bol bol karma, yeniden doğuş yani reenkarnasyon, yoga ve aydınlanma yolundan bahsedeceğiz. Haydi hep birlikte Patanjalinin 18. yoga sutrasını inceleyelim.

  1. Virama pratyaya abhyasa pruvah samskara seşonyah

Asmprgyat Samadhi’de sürekli uygulamaya dayalı içgörü, tüm algı sönükleştiğinde ortaya çıkmakta ve yalnızca ortaya konmamış izlenimler kalmaktadır.

Bu sutrada anlatılmak istenen şudur. Bir önceki yani 17. Yoga sutrada teklik hissine ulaştığımızda yani evrende atman, brahman aradında yani yatarıcı, bitki, hayvan, insan vs gibi hiçbir şeyde bir ayrım gözetmediğimizde ve hepsinin aslında tek olduğunu anladığımızda o zaman smprgyat samadhiye ulaşıyordurk. Bu tohumlu samadhi idi. Burada insanlar bir takım siddhi güçlere ulaşabiliyordu ve bu nedenle bu samadhi tohumlu oluyordu. Fakat bunlar da bırakıldığında yani aydınlanma yolunda kazandığımız özel güçler ve üstünlüklerden de vazgeçtiğimiz zaman tohumsuz samadhiye yani asmprgyat samadhiye ulaşıyoruz.

Bu samadhiye ulaşabilmek için öncelikle bu dünyayı, (ilizyonu, mayayı) algıladığımız duyulardan vazgeçmeliyiz. Çünkü bunlar bize gerçek bilgiyi sağlayamaz. Bu algılar bizde mutluluk, üzüntü, neşe, keder, kıskançlık, kızgınlık gibi duygulara yol açar. Oysa bunları yaşamak bir süre sonra hayatı çekilmez ve yaşanmaz bir hale getirebilir. Bunun nedeni daha önce bir çok yazıda bahsettiğimiz gibi dualitedir. Evren dualiteden oluşur. Aynı uzakdoğu felsefesinde geçen yin ve yang gibi, karşılıklı zıtlıkların bir denge içinde bulunduğu bir evrende yaşıyoruz. Hiç bir zaman sürekli mutlu veya mutsuz olamazsınız. Aşırı duygular karşılığında belli bir zaman sonra onların aşırı zıt duygularını beraberinde getirir. Sürekli pratik ve meditasyon ile duyularımızı sönükleştirebilir ve bu dualiteden kendimizi sıyırabiliriz.

Sürekli uygulama ile yani abhyasa (pratik) ile içgörü

Balçova Terapi Ormanında haftasonu yoga, meditasyon ve nefes çalışmalarıyla haftaya güzel başlayın.
Lumny Yaşam yoga, meditasyon ve nefes dersleri Alsancak’ta

geliştiğinde, duyular sönükleştiğinde artık sadece izlenimler kaldığında, Asmprgyat samadhi ye ulaşırız.

Bu sutrada ayrıca samskaralardan da bahsedilmiştir. “Samskaralar” bu dünyada senin gerçekleşmesine neden olduğun yanlış algılamalardır. Örneğin “ıslak saçla dışarı çıkma hasta olursun” gibi. Aynı görüş bir çok kitapta, bilimde ve dinde de vurdulanmıştır. Kuantumda evrenin çekim yasası, secret kitabında bir şeyi istemek ile birlikte hayatına çekebileceğinle ilgili anlatımlar, dinlerdeki dualar vs. Tabi buradakiler genelde pozitif şeyleri hayatımıza çekmekle ilgili. Fakat negatif şeyleri de çekeriz. Bir çocuğa sürekli koşma düşersin dersen bu samaskaradır ve çocuk bunu sürekli duyduğu için bilinçaltına yerleşir ve neticede düşer. Oysa koşup düşmeyen bir sürü çocuk vardır. Ya da ıslak saçla dışarı çıkıp hasta olmayan bir sürü insan.

Düşünceyi inanç haline getirdiğimizde ise bu “vasana” olur. Vasanalar ise artık samskaraların daha ileri versiyonu, değiştirilmesi çok güç olan inançlardır. Örneğin “yanan bir sobaya değersen elin yanar.” Gibi.

Doğduğumuzdan beri bize ateşin sıcak, yakıcı ve tehlikeli bir şey olduğu öğretildi. Bir çok kişinin çeşitli yerleri ateşle veya sıcak şeyler ile yandı. Bu düşünce artık eylemler ile de daha baskın ve kalıtımsal bir hale geldi. Gördüğümüz insanların çok büyük bir bölümü ateşte yanabiliyor. Fakat yoga halindeki aydınlanmış ustalar, veya başka bir şekilde aydınlanmış olan bazı insanlar ateş şovları yapıyor ve onlar yanmıyor. Toprak altında saatlerce günlerce kalıp nefessizlikten ölmeyen insanlar var. Yinede bir çok insan, kalıplaşmış bazı düşünceler nedeniyle, bir çok şeyin imkansız olduğunu düşünüyor.

Konumuza dönecek olursak bizim sürekli dünyaya yeniden gelmemize neden olan şey de aslında temizlenmemiş karmalar ve bu samskaralardır. Her ne kadar ilişkilerimizde çok acı çekiyor da olsak, dünyadan bezdiğimizi söyleyip buna içtelikle inansak da, aslında içten içe içimizde kalmış olan bu bilinçaltı eğilimleri bizi yeniden dünyaya gelme, geri dönme ve bir kez daha duyusal deneyimlere dalma arsuzuna neden olur.

Samskaralarımızı, ve karmalarımızı tamamen temizlediğimizde, aynı aydınlanmış bir insan gibi, mükemmel yoga halindeki bir insan gibi artık yeniden doğma dürtüsü olmaz. Karmalarımız geçmiş yaşamımızda ve bu yaşamımızda yaptığımız eylemlerin bize geri dönmesi, karşı tarafa hissettirdiğimiz aynı duyguyu bizim de yaşamamız ve yaşayacak olma durumudur. Örneğin bir bizim için en önemli şey sadakat diğer kişi için ise para olabilir. Eğer o kişi bizi aldattıysa ve bunun karşısında çektiğimiz acının karşılığı o kişide para kaybetmek ise, onun başına bu durum gelir. Yani kısaca söylemek gerekirse evren kesinlikle çok adaletlidir. Eğer karşıdaki kişiyi aldattığınızda sizin kadar üzülmeyecekse onun da sizin kadar üzüleceği konudaki acı verici olay başına gelir.

Aydınlanmış, yogaya ulaşan kişiler özgürleşir, tüm samskaralarından ve karmalarından kurtulur ve bir daha dünyaya gelme isteği olmaz. Bu dünyadaki hayatı bittiğinde sonsuza dek atmanla birleşecek ve artık hiçbir acı, sıkıntı, mutluluk, mutsuzluk, kızgınlık gibi insani duygular kalmayacak, böylece sınırsızca ve sonsuz olarak her yerde ve aynı zamanda da hiç bir yerde olacak ve de olmayacak.

Bilgi için:

Whatzap: 0531 525 77 47

Instagram: Luminy Life