Nora’nın Denemeleri: Fazlalıktan Doğan Boşluk, Tükenmişlik ve Korkular

Hâlâ 2025’teyiz. Buna rağmen az önce “21 Aralık 2026” yazdığımı fark ettim. Dilim, benden biraz daha hızlı davrandı sanki. Bazen oluyor bu; insanın içi, takvimin gösterdiği tarihten önce yaşlanıyor. Belki de bu yüzden, bu metnin bir gün kitap olup olmayacağı çok da umurumda değil. Belki hiç çıkmayacak. Belki sadece bir bölüm olarak, bir yerde, bir an yakalanıp paylaşılacak. Çünkü içimde sisteme karşı biriken şeyler var. Adını koymaya kalkınca daha da ağırlaşan, taşımayı zorlaştıran türden. Ama ben bunu bir savaş metni diye yazmıyorum. Ben bunu, içimdeki boşlukla aynı odada kalabilmek için yazıyorum. Boşluk hâlâ orada. Kısalmadı. Sadece bazen sesini kısıyor, ben de “geçti” sanıyorum.
Bugün televizyonu açtım. Normalde yapmam. Televizyon bana, kalabalık bir caddenin gürültüsünü evin içine taşıyan bir pencere gibi geliyor. Ama bugün, belki farklı bir şey yaparsam mutlu olurum sandım. Ekranda magazin haberleri “kafa dağıtmalık” denilen şeyler vardı. Ama kafa dağıtmalık değildi. Bir anne… Bir cinayet… Yaşlı bir öğretmene yapılan zorbalık… Sevdiği insanı itip kakan biri… Cümleleri duydum, görüntüleri gördüm ve içimden sadece şu geçti: Nereye gidiyoruz? Kötülük gerçekten gücü eline mi aldı, yoksa bu, ışığın eşiğinde yok olmamak için yapılan son taşkınlık mı? Bazen karanlığı bir çağrı gibi okumak istiyorum. Bazen de sadece korkuyorum. Çünkü korku, olan biteni anlamlandırmaya çalışırken fazlasıyla yaratıcı olabiliyor.
Bazen her şey anlamsız geliyor. Kendimi bile ikna etmeyen bir cümle gibi ama gerçek. Evet, sosyalleşmek iyi geliyor. Sahneye çıkıyorum, şarkı söylüyorum. Tiyatroda yine sahnedeyim. Latin dansları, kitesurf… Yoga, fitness, pilates, spinning, meditasyon, nefes… Hepsinin eğitmeniyim. İnsanlar “vay be” diyor. “Gezginsin.” “Tayland’da yaşıyorsun.” “Ne çok şey yapmışsın.” Spor ve sanatın her dalında var gibiyim. Sürekli hareket hâlindeyim. Sanki uçuyorum. Ama uçmak, bazen yalnızlığın daha sofistike bir hâli. Yukarı çıktıkça sesler azalıyor. Alkış da azalıyor. İnsan kendi içine daha net düşüyor.
Terzi kendi söküğünü dikemiyor işte. Bunu söylemek bile içimi acıtıyor. Çünkü başkalarına “dönüşüm” dediğim şeyin dilini biliyorum. Ama bilmek başka, yaşamak başka. Bazen kendi hayatımda, en çok bildiğim yerlerde bile kayboluyorum. Ve kaybolduğumda şunu fark ediyorum: Asıl yoran, kaybolmak değil. “Kaybolmamam gerekiyordu” diye kendime kızmak.
Gece rüya gördüm. Ayak topuğumda bir yarık vardı ve o yarıktan yüzlerce kurt çıkıyordu. Hepsi çıksın istedim. İçimde kurt kalmasın. İğrenerek çıkarmaya çalıştım. “Ya içimde kalırsa?” diye düşündüm. Uyanınca bir süre topuğuma baktım. Sanki rüya, bana bir şey anlatmıyordu da bir şeyi hatırlatıyordu: İçimdeki rahatsızlığı dışarı atma isteğimi. Çirkin olanı, utandıranı, “bende olmaması gereken”i söküp çıkarma hırsımı. İnsan bazen rüyasında, kendine karşı daha dürüst oluyor.
Bugün biraz daha iyiyim. Düne göre. Beni artık beslemeyen, büyütmeyen şeyleri bıraktım. Daha özgür hissediyorum. Garip bir serinlik var içimde. Hatta buz gibi. Hiçbir şey hissetmiyorum. Bu hissizlik bir zafer gibi değil. Daha çok bir kapanış gibi.

Boşluk hissi de böyle. Bir şeylerin eksikliği değil bu. Hayatımda eksik olan çok az şey var. İnsanlar var, üretim var, hareket var. Ama boşluk bazen fazlalıktan doğuyor. Çok yapan, çok taşıyan, çok hisseden insanların yorgunluğu bu. Kimsenin fark etmediği bir yorgunluk. Çünkü dışarıdan bakınca her şey çalışıyor. Makine çalışıyor. Ben çalışıyorum. Ama içimde bir yer, “bir dakika” demek istiyor. Ve o cümleyi söyleyemediği her gün, biraz daha susuyor.
Tükenmişlik ateşle gelmiyor. Soğukla geliyor. Bir patlama yok. Bir çöküş yok. Sadece yavaş yavaş hissizleşme var. Bir sabah uyanıyorsun ve eskiden seni heyecanlandıran şeylerin sesi biraz kısılmış oluyor. Sahne hâlâ sahne. Alkış hâlâ alkış. Ama içimde yankılanmıyor. Bu, mutlu değilim demek değil. Bu, her şeye yetişiyorum ama kendime yetişemiyorum demek.
Yalnızlık da tam burada başlıyor. Kalabalığın ortasında. İnsanların “ne kadar güçlüsün” dediği yerde. Yalnızlık kimsesizlik değil. Yalnızlık, kimsenin senin iç hızını fark etmemesi. Ben hızlıyım. Hızlı düşünüyorum, hızlı hareket ediyorum, hızlı adapte oluyorum. Ama ruhumun hızı aynı değil. Bu fark açıldıkça, içimde bir değersizlik sesi beliriyor. Kimse söylemiyor bunu bana. Ben kendime söylüyorum. “Bu kadar şey yapıyorsun ama yetmiyor.” Yetmiyor çünkü mesele yetmek değilmiş. Mesele durabilmekmiş.
Korkularımın çoğu gelecekle ilgili değil. Daha çok bir tekrar korkusu. Aynı döngüye yeniden girmek. Aynı insan tipini başka bir yüzle karşıma almak. Aynı tükenmişliği başka bir şehirde, başka bir sahnede yaşamak. Bu yüzden bazen yeni olan şeyler bile beni sevindirmiyor. İçimde bir yer “ya bu da aynıysa” diye fısıldıyor. O ses dramatik değil. Sakin. Ama inatçı.
Rüyalarımdaki kurtlar da buraya bağlanıyor. Dışarıdan gelen bir tehdit değiller. İçeride biriken, adını koymadığım, temizleyemediğim şeyler. Güçlü olmam gereken yerde yuttuğum duygular. Anladım ki ben çoğu zaman iyileştirmek için değil, idare etmek için güçlenmişim. Ve idare etmek, bir süre sonra insanın içini kemiriyor. Sessizce. Kimse fark etmeden.
Bütün bunların ortasında ayrılık geliyor. Bir şey bitiyor ve ben üzülmüyorum. Bu da ayrı bir korku. Çünkü üzülmemek bazen sağlıklı bir kapanış değil; bazen geç kalmış bir uyanış. Hissizlik her zaman güç değil. Ama bazen bedenin “buraya kadar” deme şekli. Benimki galiba ikincisi. Beslenmediğim yerde kalmamayı öğreniyorum. Bu bir zafer değil. Bir olgunluk da değil. Sadece bir fark ediş.
Artık şunu kabul ediyorum: Boşluk hissini yok etmek zorunda değilim. Onu anlamak zorundayım. Çünkü o boşluk bana yanlış yolda olduğumu değil, çok uzun süredir aynı hızda koştuğumu söylüyor. Korkularım bana zayıf olduğumu değil, dikkat etmem gerektiğini fısıldıyor. Tükenmişlik tembellik değil. Sınır ihlali. Kendi sınırlarımın.
Şimdi kendime daha az söz veriyorum. Daha az plan yapıyorum. Daha az “iyi olmalıyım” diyorum. Bu bir geri çekilme değil. İçeri doğru atılmış küçük bir adım. Ve belki de ilk kez, yetişmem gereken yerin hayat değil, kendim olduğunu fark ediyorum.

Artık şunu istiyorum.Ne alkış, ne kalabalık, ne büyük iddialar.Beni gerçekten seven, destekleyen, büyüten insanlara vermek istiyorum.Ve onlardan almak.Düzgünce.Sessizce.Hesapsız ama tek taraflı da değil.Bilgimi paylaşmak istiyorum.Ama birini ikna etmek için değil.Bir şeyi “ben biliyorum” demek için hiç değil.İşe yaradığı yerde.Gerçekten dokunduğu yerde.Birinin hayatında küçük ama net bir iz bıraktığında.Uzun zamandır fark ediyorum:Ben anlatırken değil, biri beni dinlerken iyiyim.Ama gerçekten dinlerken.Sözümü kesmeden.Anlamaya çalışarak.Savunmaya geçmeden.Ben, kendimi büyütürken başkasını da büyütmek istiyorum.Ama bu kez tükenerek değil.Bu kez karşılık bularak.Artık herkese akmak istemiyorum.Her kapıyı çalmak istemiyorum.Beni görmeyen yerlerde daha fazla kalmak istemiyorum.Beni seven, beni duyan, beni çoğaltan insanlar…Onlarla olmak istiyorum. Bilgim yük değil. Deneyimim bir vitrin değil. Yaşadıklarım bir gösteri hiç değil. Ben sadece şunu istiyorum: Olduğum hâlimle işe yaramak. Birilerinin hayatında sessizce yer etmek. Ve karşılığında, yalnız hissetmemek. Belki de ihtiyacım olan tek şey bu. Daha fazla değil. Daha büyük hiç değil. Sadece gerçek, huzur ve mutluluk (Sağlıkla aşkla uyan)

Nora Canan Yıldırım

YOGA VE KARMA FELSEFESİ, AURALAR, İLİŞKİLER VE RUH EŞİ

       

Yoga, karma ve aşka dair Canan Yıldırım yoga felsefesi sohbetlerine sizler de katılın. İzmir'de yoga kampları, dersler ve work shoplar devam etmektedir.
Yoga, karma ve aşka dair Canan Yıldırım ile yoga felsefesi sohbetlerine sizler de katılın. İzmir’de yoga kampları, dersler ve work shoplar devam etmektedir. Bilgi almak için hemen arayın

7000 yıllık ilim ve felsefe yoga, zihni kontrol altına alma, beden zihin ve ruhun birleştirilmesi ve aynı yolda aynı hızda (uyumlu) ilerlemesidir.

İnsanlar hayat devam ederken birçok şey düşünür, birçok şey söyler ve birçok şey yaparlar. Her düşünülen, söylenen ve yapılan şeyin elbette bir sonucu, bir geri dönüşü olacaktır. Buna yoga felsefesinde “karma” adı verilir. Karmamızı oluştururken ilişkilerimiz, yaptığımız veya yapmadığımız şeyler hayatımızı biz farkına bile varmadan etkilemeye başlar.

Diğer insanlarla olan ilişkimiz karmamızı en çok etkileyen konuların başında yer alır. Etrafımızdaki kişilere karşı kötü düşüncelerimiz, davranış ve sözlerimizin karmamızı etkilediği gibi, kişiye zorla yardım etmek, onun adına düşünmek, onun adına, onun dileği olmadan iyilik veya yardım adı altında yaptığımız her şey de karmamızı etkiler. Bu çok sevdiğimiz bir kişiye iyilik bile yapmak olsa, şayet o kişinin bu konuda sizden bir yardım dileği yoksa onun karmasının size geçmesine neden olabilir ve bir bakarsınız ki onun başına gelen negatif şeyler sizin de başınıza gelmeye başlar. Bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz.

Örneğin paraya ihtiyacı olan birine onun rızası olmadan parasal yardım yapmak o kişinin kötü karmasının size geçmesine neden olabilir. Bunun nedeni ise canlı cansız her varlığın bu dünyaya bir amaç için gelmiş olması, karmalarını temizlemek ve belirli sınavları geçmek ve bir şeyler öğrenmek amacıyla gelmiş olmasıdır.

Bu örnekte de görüldüğü gibi eğer bu kişiye kendi dileği olmadan bir yardım yapıyorsanız o kişi bu zor durumdan bir sonuç çıkaramayacak ve bir şey öğrenemeyecektir. Belki o kişinin daha tutumlu olmayı, sosyal olmayı, empati duymayı vb. konuları öğrenmesi gereklidir. Faka siz yardım ettiğinizde kişi bunları öğrenemeyecek, yeni bir sınav vermesi veya sizin o sınavı kendi üstünüze almanız gerekecektir.

Canan Yıldırım ile yoga, karma, aşk ilişkileri ve hayata dair yoga felsefesi sohbetleri için work shop ve yoga kamplarına katılın.
Canan Yıldırım ile yoga, karma, aşk ilişkileri ve hayata dair yoga felsefesi sohbetleri için work shop ve yoga kamplarına katılın.

Bu kişiler dünyaya gelmeden, ana rahmine düşmeden önce, hayat sınavından geçebilmek ve ruhun huzura erebilmesi için, anlaşmalarını yapmış, gelişimlerini tamamlayabilmek için ailelerini, anne ve babalarını, arkadaş ve iş çevrelerini, yaşayacakları yeri hatta tekamülün, olgunlaşmanın, ilerleme ve gelişmenin artık ilerleyemeyecek hale gelmesi neticesinde başlarına gelebilecek olası hastalıkları hatta ölümleri bile kendileri kabul etmiş veya seçmiş, karşılaşacakları sınavları zorluklarını da tekamüle göre belirlemiştir. Ergenlikte çocukların aileleriyle anlaşamamalarının en büyük nedeni budur. Aileler çocuklarına, çocuklar da ailelerine bir şeyler öğretmek için birbirlerini seçerler.

Bir diğer konu da egodur. Ego herkeste vardır. İnsan yaradılışı itibari ile ego ve nevroz ile büyür. Doğduğunda belki buna sahip olmasa bile çevresinde gördüğü insan ve nesneler onun egosunun büyümesine neden olur. Prenses ve krallar gibi yetiştirlen kadın ve erkek çocuklar, iş okul veya aşk hayatlarında ailelerinden yetiştilirken gelen bu aşırı ilgi ve sevgiyi bulamayabilir.

Günümüzde bipolar bozukluklar, manik depresif ruh halleri vb birçok psikolojik rahatsızlığın da temel nedeni budur. El bebek gül bebek büyüyen bireyler, büyüdüklerinde artık başrolde değillerdir. Hatta okul hayatında çok başarılı olsalar bile iş hayatında emir altında çalışmak “ego” için dolayısıyla o birey için hiç de hoş olmayacak, kendini yetersiz ve güçsüz görecek dolayısıyla birçok psikolojik rahatsızlık baş gösterecek. Kendilerini alışverişe verip aşırı para harcamaya başlamak, olduğundan farklı veya daha güzel görünmeye çalışmak için sürekli kıyafetler ve takılar almak, öyle ki estetik operasyonlar, dolgular, saç rengini değiştirmek, dövmeler yaptırmak, sürekli sevgili değiştirmek, ilişkilerde mutlu ve tatmin olmamaya başlamak, aileden kaçış, sürekli seyahat etme isteği (bu da bir kaçıştır.), ani duygu değişimleri, çabuk sinirlenme, ağlarken birden kahkahalar atmaya başlamak, başkalarının zihnini okumak! Okunan zihinlerle kafada senaryolar yazmak en kötüsü de bunlara inanmak gibi durumlar hep egonun işidir.

 Ego törpülenemez ise hayatta büyük acılar çekilir.

Arkadaş seçimimiz bile bu kadar önemliyken, hayat arkadaşı, eş, sevgili seçmenin ne kadar önemli ve dikkatli yapılması gereken bir konu olduğunu siz düşünün. İnsanların enerji alanları, karmaları, bedenleri içlerinde barındırdıkları tüm enerjiler birbirlerini etkiler.

Bu noktada, yoga felsefesinde ilk basamakta yer alan “yamalar” yani yapılmaması gerekenler arasında bulunan “brahmaçarya” yani tensel zevklerin denetim altına alınması konusuna biraz değinelim.

Evrendeki en büyük enerji olan kundalini enerjisi omuriliğimizin en alt üçgen sakrum kemiğinde yer alan rahatlatıcı, saf yaşam enerjisi, içimizdeki saf arzunun gücüdür. Bu enerji kişileri ya yaratıcılığa ya da cinselliğe sevk eder.

Cinsel birleşme en büyük birleşme enerjisidir. Bu nedenle kişiler kendilerini yoldan çıkaracak, hedeflerinden ve yollarından sapmalara neden olacak, çok farklı hayat görüşlerine sahip kişilerle birleşme yaşadıklarında yaşamları alt üst olabilir.    Bunun nedeni ise bu birleşme sırasında kişilerin auralarının ve beden bilgilerinin birleşmesidir. Bu nedenledir ki uzun yıllar birlikte yaşayan çiftler veya kişiler zamanla birbirlerine benzemeye başlarlar. Yanlış kişilerle birlikte olanlar ise yaşam amaçlarını kaybederek ve mutsuz bir hayata, depresif veya manik depresif ruh haline sahip olurlar.

Yoga ve Kundalini felsefesine yapılmaması gereken şeyler arasında olan brahmaçarya konusunu yani tensel zevklerin denetim altına alınmasını sağlamanın çeşitli yolları vardır. Buna göre kişiler cinselliğe düşkünlüğü ancak yaratıcılık ve yeni şeyler öğrenerek veya deneyimleyerek engelleyebilir.

Kısaca ruh eşimizi seçerken yolumuza en uygun ve tamamlayıcı kişileri seçerek ilerlemeye devam etmeliyiz. Seçtiğimiz kişileri değiştiremeyeceğimizi bilmeli ve buna göre davranmalıyız. Yaşamda dengeyi yakalamalı yaşam enerjimizi dikkatli kullanarak bedenimizde saklı olan hayat bilgisini yolumuza en yakın kişiyle paylaşmalıyız.

 

 

 

 

 

 

14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ MEDİTASYONU, HAYALİNDEKİ AŞKI HAYATINA ÇEK

 

  • Aşık olmak ve onun size aşık olmasını istiyor fakat hayalinizdeki aşkı hayatınıza çekemiyor musunuz?
  • Var olan ilişkinizde problemler mi yaşıyorsunuz?
  • İkili ilişkilerde hep aynı sorunları, farklı kişilerle mi yaşıyorsunuz?
  • İstediğiniz, hayal ettiğiniz kişiler hayatınıza girmiyor mu?

 

14 Şubat 2020 sevgililer gününde hayalindeki aşkı sevgililer günü meditasyonu ile hayatına çek.
14 Şubat 2020 sevgililer günü yaklaşırken hayalindeki aşkı sevgililer günü meditasyonu ile hayatına çek. Yoga stüdyomuz İzmir, Alsancak’ta

Bunların hepsinin bir nedeni var. Evrenden ya istemeyi bilmiyorsunuz ya da yanlış dileklerle istiyorsunuz. Öncelikle ne istediğiniz konusunda çok net olmalısınız. Sadece hayatımda biri olsun artık diye isteklerde bulunmak çok yanlış kişileri hayatınıza çekebilir ve hayatınızı çekilmez bir hale sokabilir.

Hayalinizdeki kişiyi hayatınıza çekmek için öncelikle kendinizi tanımalı ve ne istediğinizi çok iyi bilmelisiniz. Sahiplenilmek isteyip de hayatınıza psikopat derecesinde kıskanç bir sevgili sokabilirsiniz. Ya da size çok sevmesini dileyip sizin de onu sevmeniz konusunda hiç bir dilekte bulunmamış olabilirsiniz. Eğer onun da size çok sevmesini dilemediyseniz muhtemelen karşılıksız bir ilişki yaşayacak ya da hiç bir zaman o kişiyle olamayacaksınız.

Peki dileğinizi dilediniz o beni çok sevsin ben de onu çok seveyim, yeterli derecede sahiplensin ama beni bunaltmasın ben de onu kıskanayım ama çok arızalık bir durum olmasın şeklinde çok süper olduğunu düşündüğünüz bir dilek dilediniz. Fakat bu aslında çok eksik hem de negatif içeren bir dilek oldu. Beni bunaltmasın dediniz ve kaybettiniz çünkü evren bunu hemen bunaltsın diye algıladı. Bunun nedeni ise bunalma konusundan bahsetmeniz. Ağzınızdan çıkan kelimeler, düşünceleriniz, yaptıklarınız hayatınıza ne düşünüyor iseniz onu çeker. Onun ailesi veya arkadaşları veya hepsi sizden nefret etti ya da tam tersi sizin aileniz ondan nefret etti. Psikopat eski erkek veya kız arkadaşı peşinizi bırakmadı ya da sevgiliniz psikolojik veya fiziksel ağır sağlık sorunları olan bir kişi oldu.

Kısacası, kendinizi iyi tanıdıktan sonra sizinle olacak olan kişi hakkında çok ayrıntılı olarak ve uzun uzun ne istediğinizi düşünmelisiniz.

Ayrıntıların sonu olmaz tabi ama yine de burada ufak bir deneme yapalım. “Hayatıma girecek olan kişi öncelikle zihnen, bedenen ve ruhen sağlıklı olsun. Beni, ve sevdiklerimi çok sevsin, ben de onu ve sevdiklerini çok seveyim. Düzenli spor yapsın. İş hayatında başarılı olsun ve bol kazançlı bir işi olsun. (örneğin burada kazancı iyi olan birini hayatınıza çekebilirsiniz fakat işle o kadar meşgul olabilir ki size zaman ayıramayabilir. Bu nedenle hemen arkasından şöyle bir dilekte de bulunabilirsinizJ) Bana bolca zaman ayırabilsin, tatillere gezilere rahatlıkla birlikte gidebilelim. Yeni yerler keşfedelim, huzurlu, mutlu, eğlenceli ve temiz ortamlarda bulunalım. (İş arkadaşları veya iş ortamından hoşlanmıyor olabilme ihtimaline karşı bununla ilgili bir dilekte de bulunabilirsiniz.) Tabi bu dilekler hep pozitif ve bütünün hayrına olmalı. İyi dileklerin gerçek olma ihtimali çok daha yüksek. Zaten kötü dilekler ve niyetler her zaman sahiplerine döner.

Şimdi de hobilerinden bahsedelim dream lover ımızın. Benim de çok sevdiğim spor ve sanat alanları ile ilgilensin hatta profesyonel olarak uğraşsın, entellektüel olsun ama normal derecede. Bu konularda disiplinli olsun ama yine normallik çerçevesinde. Bunları benimle paylaşmak yapmak istesin vs. Beni mutlu etmek için elinden geleni yapsın ve ben de ona karşı aynı şekilde davranabileyim. Aramızda hep bir denge olsun. Aşk hayatı hep ateşli kalırken birbirimize karşı olan saygımız, değer yargılarımız, ortak zevk ve paylaşımlarımız artarak çoğalsın ve böyle devam etsin. (Çocuk istiyor iseniz bunu da belirtin. Sonuçta karşıdakinin de istemesi gerekli.) Bir kişi sinirliyken diğeri alttan alabilsin ve neticede her zaman farklı düşüncelerden kaynaklanan ayrılıklar mantık ve aşk çerçevesinde tatlıya bağlansın.

Hayalinizdeki sevgilinin geçmiş yaşamı da çok önemli bir konu. Geçmişten gelen sorunlar, takıntılar, eski ilişkiler ve onlardan kalan borçlar veya sorumluluklar da çok önemli. Tabi sevgiliniz olgun, kendini bilen, özverili, dürüst, sadık, size değer veren, çevresine de sizin değerli olduğunuzu belirten, kendini bilen biri ise böyle sorunlarınız olmaz.

Tüm bunlardan bahsederken çok önemli bir konuyu da atlamamalıyız. Ya hayatınıza tüm bu özelliklere sahip cüce ve tıknaz biri çıkarsa ne yaparsınız? Bu durumda evrene siparişi yeniden gözden geçirmeniz gerekecek. O zaman şimdi size şöyle boylu poslu yanınıza yaraşır, sizin çok beğeneceğiniz ve ilginizin sürekli onda kalabileceği bir dış görünüşte sevgili dileyelim. Tabi böyle dış görünüşteki kişinin sizin de dış görünüşünüzü beğenmesini ve size hayran olmasını da dilemeyi ihmal etmeyelim.

Her şey tamam diye düşünürken birden aklıma sevgilinizin Cape Town da yaşıyor olma ihtimali geldi. Bu durumda her zaman yanınızda olabilecek ve bir arada mükemmel bir uyum ile ilerleyebilecek bir sevgiliniz olsun madem olmuşken.

Ben aklıma gelenleri sıraladım siz de bu dileklere eklemeler yaparak hayalinizdeki mükemmel sevgili veya eş profilini düşünün, profili bir kağıda geçirin, hayalinizin aşkını yaratın ve  “Hayallerinin aşkını hayatına çek” meditasyonuna katılın. Hep birlikte çok güçlü bir enerji ile önce yoga ve enerji çalışması sonra hayalimizdeki sevgiliyi gerçek yapalım.

Sınırlı sayıda katılım olacağı için önceden yerinizi ayırtın.

Tarih ve saat bilgisi için:

Whatzap: 0 531 525 77 47

Instagram: Luminy Life